İstikamet, Mümkün ve Hülyalar
Bu yazımı TU Delft’e yerleştiğim 2. Haftada yazıyorum. Buraya tam da 5-6
sene önce hayal ettiğim gibi burslu olarak yüksek teknoloji çalışmaya ve bilim
yapmaya geldim. Evet gerçekten de 5-6 sene önce bir lise öğrencisiyken bu
günlerin hayalini kuruyor, kendi kendime “Bir gün teknolojinin ve bilimin en uç
konularını saygın bir enstitüde çalışma fırsatı elde edeceğim.” diyordum. Bugün
buradayım ve kendime şunu sorma ihtiyacı duyuyorum: “Neden buradayım?”.
İnsan her başarısını ve başarısızlığını analiz etmelidir. Birçok insan
genellikle hatalardan ders çıkarmaktan söz eder. Bu muhakkak değerlidir ve
derslerin en evlâsıdır fakat başarılar da insanın düşünce merceğinden
kaçmamalıdır. Nasıl oldu da bir lise öğrencisinin yıllar önce kurduğu bir hayal
bugün gerçek oldu ve buradan kendi payeme ilerisi için ne çıkarabilirim?
Bu soruyu haftalardır düşünüyorum ve güzel bir cevabım olduğuna inanıyorum.
Sorumun cevabını bir sözcükle ifade etmem gerekirse: “istikamet”. Bugün
buradayım çünkü yıllar önce yüzümü bu yöne çevirdim. Bir lise öğrencisinin her
detayıyla bu anı yaşayacağını bilmesi muhakkak imkansızdır. Nitekim benim şu
anda yaşadığım hayat da lise sıralarında kurduğum hayalin tamamen aynısı değil.
Hatta belki de sadece ana hatlarıyla plana sadık kaldım. Yine de sadık kalacak
bir ana hattımın olması beni bugün buraya getirdi.
Biraz daha net ifade etmek gerekirse hayatımı uzayda bir nokta gibi hayal
etmeyi seviyorum. Etrafımdaki her bir nokta mümkün bir hayatı temsil ediyor.
Örnek vermek gerekirse üniversiteden mezun Taha uzayda bir nokta ve çevresinde
küçük bir yarıçapta başka noktalar var. Bunlar savunma sanayiinden işe giren
Taha, özel sektörde işe giren Taha, Türkiye’de yüksek lisans yapan Taha, yurt
dışında yüksek lisans yapan Taha gibi listelenebilecek olduğum noktadan
erişilebilecek, yaşanabilecek hayatlar. Bir de uzayda olup şu an bulunduğum
noktaya uzak olan noktalar mevcuttur: saygın bir ödül almış Taha, kendi yüksek
teknoloji şirketini kurmuş Taha gibi. Biz yakın ve olası hayatlara mümkünler
diyelim, uzaktakilere ise hülyalar.
İşte hayat böyle resmedildiği zaman insan kendine şunu sormalıdır: “Şu anda
uzakta olup yarın yakında olmasını istediğim noktalar neler?”. Eğer doğru
belirlediyseniz bu noktalar sizin şu anda elde edebileceğiniz şeyler olmamalı,
hatta belki de hiçbir zaman tam ulaşamayacağınız şeyler olmalı. Böyle
bakıldığında böyle bir hayatın hülyasını kurmak yorucu ve yanlış gelebilir ki
tam da bu yüzden bu noktada ikinci bir soru sormalıyız: “Mümkün hayatlardan
hangisine göçersem hülyalarım eskisinden daha yakın olur?”
İnancım odur ki insan bu mümkünle ve hülyalar uzayında kapasitesi dahilinde
olduğu nokta etrafına bir yarıçap çizer. Bu yarıçap içerisindeki hayatlar
kişinin makul bir emek verdikten sonra elde edebilecekleridir. Ortaya gerekli
emeği koyup sıçramayı yapan insan içinse mümkün yeniden tanımlanır. Artık
uzayda farklı bir noktadayızdır ve aynı kapasitede olsak bile çevremizde yeni
mümkünler vardır. Önceden mümkün olmayan, bize hayal gelen şeyler artık sadece
emek ve çaba mesafesindedir. Bize düşen tekrardan mümkünler dahilinde en büyük
hülyamıza doğru bir sıçrama yapmaktır.
Kendi hayatımı da böyle hayal etmeyi
ve hikayemi böyle ele almayı seviyorum Beyoğlu’ndayken TU Delft bir hayal idi
fakat Sabancı mümkündü. Elimden geleni yapıp buraya sıçradım. Sabancı’da iken
kuantum hesaplama çalışacak çevremde çok kimse yoktu ama alabileceğim
birçok fizik dersi vardı, asıl yapmak istediğim şey mümkün olmasa da
seçmelilerimi istikamet üzerine seçtim ve başka bir mümkün hayata başladım. Her
zıplamam ilerlemem kusursuz değildi fakat hepsi bir istikamet üzereydi ve bugün
buradayız.
Her insanın kapasitesi ve imkanları farklıdır. Hepimizin olduğu nokta
etrafında çekebildiği yarıçapı da kapasitesi, imkanları ve bir miktar nasip
işidir. Yine de inancım odur ki bir insan istikamet sahibi olduğu sürece uzayda her
daim o doğrultuda, hülyasında daha yakın bir mümkün vardır. Oraya sıçramak ise
gayret meselesidir. Matematikte nasıl ki vektörleri uç uca ekleyerek uzayda bir
noktadan bir noktaya gideriz, biz de gayret ile kapasitemizden yapılan okları
uç uca ekleyerek mümkünler arasında ilerleriz. Sanırım yaşamak dediğimiz şey
tam da budur.
Yazıyı bitirirken islam literatüründen hoşuma giden bir alıntıyı paylaşmak
istiyorum. Rivayete göre bir gün
sahabeden biri peygamberden yalnızca bir öğütlük tavsiye ister. Peygamber
efendimiz de şöyle buyurur: “De ki iman ettim ve ardından dosdoğru ol”. Hadisin
orijinalinde dosdoğru ol sözcüğü yerine “festakim” ifadesi geçer, yani
istikamet sahibi ol. Ben de hayatımın merkezine bu öğüdü yerleştiriyorum ve
diyorum ki insan bir hülyaya inanmalı ve istikamet sahibi olmalı.
Yorumlar
Yorum Gönder