Kayıtlar

2026 ile Hızlı Yüzleşme Kılavuzu

 Bir sene daha bitti ve biz bu 2026 senesine daha şimdiden nice niyet tohumları ektik. Verilecek kilolar, elde edilecek başarılar, değiştirilecek alışkanlıklar… Yine bir senenin henüz başındayız ve çoktan bu sene ölüm kalım meselesi oldu bizim için. Kafası karışık bir Fenerbahçe taraftarı gibi kimi zaman gizlice kimi zaman alenen söylüyoruz o sihirli söz öbeğini: “O sene bu sene.”                 Henüz birkaç gün oldu 2026 senesine başlayalı. Birçoğumuz daha şimdiden farkına vardı ki geçen seneki kendiyle şu anki kendi arasında hiçbir fark yok. E, özünde geçen seneki siz üç dört gün önceki sizden başkası değil. İnsan gittiği her yere ve zamana kendini de götürüyor.                 Dilerseniz siz büyük bir şevkle yeni yıla girerken gövdenize bağladığınız ve 365 günlük bir zamanlayıcı tarafından tetiklenmeyi bekleyen dinamitler...

Bir Yusuf Masalı ve Taşlara Veda

Sözüm ona günahların çarşaf çarşaf önümüze serildiği şu günlerde, kendimizi gündeliğin banal ama bir o kadar çekici meşgalelerinden alıkoymak gerçekten mümkün değil. Bu yazıda çıkıp da kimin kimle ne yaptığını bir magazinci veya muhabir gibi tartışmayacağım, bunlar gelip geçici şeylerdir. Değerli olan böylesi gündelik olaylarda olayın kendisinden soyutlanıp örtülü bir ders olup olmadığını anlamaya çalışmaktır. İşte bu sebeple ben de bütün bu kargaşanın içerisinden geriye dönüp baktığımda ne hatırlamak istiyorsam onları yazacağım. Yusuf kıssası muhtemelen Türkiye’de en iyi bilinen peygamber kıssalarından birisidir. Bunda hereksin en az bir defa denk geldiği o meşhur tek sezonluk dizinin payı muhakkak yadsınamaz. Meşhur rüya anlatıları, kuyuya atılması ve tabii ki Züleyha… Bu kıssanın ilahi bir mesaj olarak bana en ilginç gelen kısmı bir efendi olan Züleyha’nın Yusuf peygamberi “günaha” davet ettiği andaki durumu ifade eden ayettir (12/24): Kadın onu kesinlikle arzulamıştı; eğer rabbinin...

Deneykü

  Epey uzun bir aranın ardından yeniden merhaba. Samanaltı 'nı takip ediyorsanız Mert'in deneme yazmak üzerine yazdığı yazıya cevaben ben de yazmamakla alakalı, hikaye-deneme arası bir yazı yazdım. Kendi aramızda çalıp oynadığımız bu üçüncü sınıf entel kavgaları ve daha nicesi için Samanaltı'na bir bakın isterim. — Zaten bu yaptığın da fonksiyonel bir tanım. — Yani? — Yanisi eşyanın özüne dair bir şey söylemiyorsun. Ne yaptığını söylüyorsun. Oysa bir şeyin özü illa ki yaptığı şeyle örtüşmek zorunda değildir. Hepi topu birkaç metrekarelik banyonun içerisinde o dolap kapağını açıyor, bir diğerini çarparak kapatıyordu. En azında bir tıraş bıçağı arıyordu. Diğer taraftan da Recep’in açık kapının ardından tartışmaya açtığı, “Ustura nerede?” sorusunu takiben gelişen ve bir anda hararetlenen yarı felsefi yarı haylaz tartışmayı sürdürmeye çalışıyordu. — Abi biz hâlâ tıraş bıçağı hakkında konuşuyoruz değil mi? — Mesela bir arabayı düşünelim. Arabaya sen tutup insanı bir yerden bir ...

Komik Olan Ne?

Resim
           “Tarihte olaylar ilkinde trajedi, ikincisinde farstır.” Karl Marx’ın tarihin mükerrer tarafını anlatırken kurduğu bu cümleyle karşılaşalı birkaç gün oluyor. Fars, Fransızca farce sözcüğünden dilimize geçmiş olup kaba güldürü manasındadır.   Güldürüye ve absürde duyduğum amatör merakla, hatta bir stand-up yazıp oynamış biri olarak ben bu cümleyi farklı bir şekilde ele almak isterim. Bana öyle geliyor ki nice olay ilk yaşandığında trajedi olsa da anlatıldığı ilk andan itibaren kaçınılmaz olarak komediye dönüşür. Burada anlaşılması gereken ilk şey bir olayın fâili olmak başkadır, şahidi olmak başkadır, râvisi olmaksa bambaşkadır. Acısıyla tatlısıyla, yaşanmışlıklar çoğu zaman yaşayan için o an bir komedi unsuru ifade etmez. Farz edelim işe gelirken ayağınız kaydı ve yere düştünüz. Güzelim kıyafetlerinizin çamura batmasında gülünecek bir şey muhakkak yoktur. Yoksa var mıdır?   Belki de daha önemli ve bu soruyu takip eden bir soru sormalıy...

Ahlak Üzerine Ahlaksızca

Resim
  “Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar hırsızlığın çeşitlemesidir... Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun. Kendisine ait olmayan bir şeyi alan insan, bu ister bir can olsun isterse bir dilim nan(ekmek) adiliktir. Çalmaktan daha kötü bir suç yoktur...” Ben bu satırları okuyalı neredeyse 10 sene geçti. Lise yıllarımda yeni yeni düzenli roman okuma alışkanlığı ediniyorken Halit Hüseyni’nin [1] Uçurtma Avcısı beni kelimenin tam anlamıyla zihnimden vurmuştu. Kitap birçok açıdan bana hitap etse de en unutamadığım kısmı yukarıda verdiğim alıntıydı. Bu alıntı yıllarca bir şekilde benimle oldu ve ne zaman konu ahlaka gelse zihnimde sürekli bu kesit yankılandı. Sahiden çalmak günah mıydı? Daha da ileri götürdüğü...

Ön kabul, Tanım ve Tartışma

Resim
  Görsel Matematik ile uğraşanlar bilirler ki formal yollarla bir şeyi iddia etmek için üç şeye ihtiyaç vardır: Aksiyom, tanım ve çıkarım kuralları. Her şey aksiyomlarla başlar. Öncelikle bir grup olguyu kabul etmeniz gerekir. Bunlar olmaksızın üzerine akıl yoracağınız ve argüman geliştireceğiniz bir zemin olmaz. Bir grup aksiyomu kabul ettikten sonra ilk yapmanız gereken şey ise tanımlamadır. Tanımlar, mevcut önermeler üzerine yapılırlar ve sisteme yeni bir bilgi eklemezler. Bunlar daha ziyade dilin imkanını genişletmeye yöneliktir. Son olarak ise çıkarım kuralları devreye girer. Bunlar mevcut aksiyomlar ve tanımlar ışığında yeni doğrulara nasıl ulaşacağınızı gösterir. Çıkarım kuralları yeni sonuçlar doğurdukça bu sonuçlar isimlendirilir, sınıflandırılır ve teorem adını verdiğimiz daha dolaylı doğrular olarak doğrular çantamıza eklenir. En nihayetinde elimizdekiler ışığında yeni problemler ve bu problemleri çözmek niyetiyle yeni araçlar tanımlanır. Bu süreç böyle devam eder ve nih...

Bilmek ve Anlamak

Resim
  Bilmek ve anlamak arasındaki farkın üzerinde yeterince duruyor muyuz? Bu iki sözcüğü arasındaki farkı dilbilimsel olarak eminim hepimiz biliyoruzdur. Benim sormak istediğim bu iki sözcük arasındaki farkı sahici bir şekilde anlıyor muyuz? Bilme eylemi bilginin zihinde mevcut olup olmamasıyla ilgilidir. Dünya’nın yuvarlak olduğunu, suyun iki hidrojen bir oksijenden oluştuğunu ya da Cumhuriyet’in 1923’te kurulduğunu bilirsiniz. Bunlar bilgi paketleri halinde sizlere öğretilmiştir. Haliyle bilgi zihninizde mevcuttur. Peki bunları anlamış mısınızdır? Ya da bunlar anlaşılacak şeyler midir? Mesela Cumhuriyet’in 1923’te kurulmasının ya da annenizin evde olmasının nesi anlaşılacaktır? Bu sorulara cevap vermek için anlama sözcüğünü masaya yatıralım. Anlamak bilmenin aksine, bilginin sadece kendisinin değil komşularının da bilinmesiyle ilgilidir. Suyun varlığını henüz 2-3 yaşındayken fark edersiniz. Suyun daha küçük su taneciklerinden oluşması fikri belki 6-7 yaşınızda sizi bulur. Ardın...