2026 ile Hızlı Yüzleşme Kılavuzu

 Bir sene daha bitti ve biz bu 2026 senesine daha şimdiden nice niyet tohumları ektik. Verilecek kilolar, elde edilecek başarılar, değiştirilecek alışkanlıklar… Yine bir senenin henüz başındayız ve çoktan bu sene ölüm kalım meselesi oldu bizim için. Kafası karışık bir Fenerbahçe taraftarı gibi kimi zaman gizlice kimi zaman alenen söylüyoruz o sihirli söz öbeğini: “O sene bu sene.”

                Henüz birkaç gün oldu 2026 senesine başlayalı. Birçoğumuz daha şimdiden farkına vardı ki geçen seneki kendiyle şu anki kendi arasında hiçbir fark yok. E, özünde geçen seneki siz üç dört gün önceki sizden başkası değil. İnsan gittiği her yere ve zamana kendini de götürüyor.

                Dilerseniz siz büyük bir şevkle yeni yıla girerken gövdenize bağladığınız ve 365 günlük bir zamanlayıcı tarafından tetiklenmeyi bekleyen dinamitlerinizle yaşayadurun, zira ben bu kasti intihar oyununu bir kez daha oynamayacağım.

                “Ya birader, daha ikinci günündeyiz şu yılın ne negatif bastın! Üstelik ben 2 gündür günde 20 sayfa kitap okuyorum” diyorsanız lütfen beni mazur görün. Benim yapmaya çalıştığım değişime dair umutlarınızı kırmak değil. Tam tersine değişim kavramına karşı takındığınız tavrı kırmak. Bu yönüyle bir devrim değil, devrime devrim.

                Sosyal medya vasıtasıyla popülarite kazanmış bir söylevdir gidiyor “zinciri kırma”. Dediğiniz gibi olsun, zincirler bağlayalım ve asla kırmayalım. İyi de bu esaret ne pahasına? Üstüne üstlük bağladığımız zincirlerin önü arkası da kesilmiyor. Evvela spora başlayalım ve sakın zinciri kırmayalım, sonra muhakkak günde üç beş sayfa okuyalım ve evet tabii ki meditasyona, günde 10 dakika gitara, haftada bir filme, ayda bir yeni arkadaşa zaman ayıralım. Zincirleme karar tamlaması…

                Önerim mi? Öncelikle insanın kendinde inkılaplar yapmaya kudreti olmadığıyla bir an önce yüzleşelim. Bizim yapabileceğimiz en iyi ihtimalle ıslahat ki buyurun farkı beraber anlayalım. İnkılap dilimize geçtiği Arapça’da ters düz etme anlamına gelir, insanın ters düz olması nadiren (ve çoğu kimse için hiçbir zaman) içsel bir motivasyonun ürünüdür. Çoğu şiddetli değişim dışarıdan başımıza gelen olayların bir neticesidir. Bu yüzden spor salonlarımız ayrılık acısı çeken insanlarla doludur belki de veya bu yüzden insanlar anne babalarını kaybettikten sonra aniden daha dindar bir yaşam edinirler. Bunlar hayat düzenimize kaderin aniden yüklenmesi neticesinde olmuş şeylerdir benim gözümde. Birçok büyük dönüşüm her böylesi bir kaldıraç ister.

                “E, ne yapalım iki sayfa kitap okumak için babamızın ölmesini mi bekleyelim?” Hayır, iki sayfa kitap okumak bir devrim değil, bir ıslahat. Olduğunuz yerden güçlükle elde edeceğiniz, baştan sona değişeceğiniz bir şey değil, ufak kararında bir adım. Bir iyileştirme. Sadece bunu yaparken aynı zamanda spor salonuna, gitar kursuna başlayıp daha az küfür ettiğiniz, daha az kalorili beslendiğiniz mega bir değişim paketine kapılmayın hepsi bu. Biraz fizik eğitimi aldıysanız kuantum mekaniği derslerinde gördüğünüz adiabatik değişimler misali olmalı süreç. Yavaş yavaş, raydan çıkarmadan.

                Yeni bir yıla girmişken geçen sene ölüm kalım meselesi haline getirdiğiniz şeyleri hatırlamanızı isterim. Olmazsa kendinizi camdan aşağı bırakacağınız başka bir yolun ve çözümün kalmadığını düşündüğünüz tüm anları derleyin lütfen. Şimdi bunlardan olmayanlarına dikkat kesilin. Evet, dikkat kesilebildiniz çünkü hayattasınız. Olmadı ve ölmediniz. Oysa hepimiz şair gibi sayıklamıştık

Bu vapuru kaçırırsam beni belki de cinnet basar

belki kanser olurum bu yıl sınıfta kalırsam

nöbette uyursam eğer kitaplarımı yakarlar

etimde şirpençe çıkar bu kızı alamazsam

bu işi bitiremezsem şehirden beni kovarlar

izin kağıdım yanar konuşacak olursam

bu senet bankalar kapanmadan

ruhumun rengini kapatmayacak olursa

ölür kuyuya düşen çocuk

                Ne cinnet bastı ne kanser ne de şirpençe… Takvimdeki dört basamaklı bir sayının en az kıymetli basamağı bir arttı diye insan, kalbinde bir devrim beklememeli. Kalp ile inkılap aynı kökten gelseler bile…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstikamet, Mümkün ve Hülyalar

Üryanın Elindeki Süzgeç

Zamanın Ruhu ve Saatleri Ayarlamak