Neler Oluyor Hayatta?

 Fon Müziği

Burada son yazımı paylaşmamın üzerinden neredeyse bir ay geçmiş. Bu, hiçbir zaman vermeyi planladığım bir ara değildi. İşin doğrusu, blogu açarken kafamda Hollanda’da yüksek lisans yaparken yaşadıklarımı hafta hafta kayda almak, geriye dönüp baktığım zaman yazılarımı hayatımın bu fazına şahit kılmaktı. Aslında niyetim herkese açık bir günlük tutmaktı (ki sanırım bu bağlamda adı haftalık olmalı).

 

Bir aylık kocaman bir arayı görmezden gelsek bile yazdıklarımın bir günlük formatının dışına çoktan taştığı aşikâr. Hatta bu yazılarımın pek azı gerçekten de benim gündelik hayatıma dair bir şeyler taşıyor. Daha ziyade bir felsefe-düşünce blogu formatını aldı ki bundan oldukça memnunum. Üstelik geriye dönüp bakınca hangi yazıyı neden yazdığımı hatırlayabiliyorum. Hal böyle olunca sizler için düşünce yazısı, benim içinse bununla beraber bir hatıra yazısı hükmü kazanıyor bu denemeler.

 

Şimdi yapmaktan hiç haz etmediğim bir şey yapacağım ve geçmiş bir ayı telafi etmek maksadıyla küçük küçük üç dört yazı kaleme alacağım. Bunlar hem geçtiğimiz ayın benim adıma kaydı olacak hem de aslında o hafta yazı yazmaya fırsat bulabilseydim neler yazacağıma dair kısa bir panorama. O zaman arkanıza yaslanın ve müsaade edin, anlatayım neler oluyor hayatta…

 

Samanaltı

 

Öyle sanıyorum ki kendimi bildim bileli hep bir derginin parçasıyım. Çocukken evimize her daim düzenli gazete gelirdi. Ailem sağ olsunlar, benim için de dergilere abone olurlardı. O zamandan beri hep dergiyle bir temasım oldu. Matbu derginin ve gazetenin esamesi bir süredir okunmasa da benim adıma zehir kana doğru zamanda karışmıştı.

 

Lisede, o zamanlar Süleyman ve Hasan’ın başı çektiği bir grup olarak Sinerji isimli bir dergi basmıştık. Dürüst olmak gerekirse bir lise grubu için oldukça potansiyelli bir işti. Kuşe kâğıda renkli baskı ve oldukça güzel bir dizgi ile kültür, sanat, edebiyat, bilim… Herkes elinden, aklından ne gelirse onu yazmıştı. Dergimiz ne yazık ki, detaylarına girmeyeceğim sebeplerden ötürü ikinci sayısında toplatılıp yakılmıştı. Fikir işi yapmanın tatlı azizlikleri diyelim. Bizim derginin haricinde de imam hatipte her daim birileri bir dergi çıkarırdı. Sırf benim aklıma gelen üç dört yayın vardı. Her dönem, kendi ekibiyle en az bir defa dergicilik işine soyunmuştur herhâlde.

 

Sabancı’da da edebiyat kulübü bünyesinde Reçine ve harmoni.’miz vardı. Reçine gerçekten edebiyat dergisi denince akla gelen şeydi. Saman kâğıda sade bir tasarımla oldukça naif bir işti. Derginin o zamanki yönetimi kavga dövüş dergiyi bize devretmek istemeyince bir tepki olarak harmoni. isimli başka bir dergi kurmuştuk. Bugün hâlâ yazı ile uğraşıyorsam ve kendim gibi yazı ile uğraşan amatörler tanıyorsam hepsi bu kavga dövüşün eseridir. harmoni. nevi şahsına münhasır bir iştir ve hâlâ Sabancı’daki tek faal dergidir. Umarım varlığını da üniversite var oldukça devam ettirir.

 

Şimdi bu maceralardan bir diğerine samanaltı olarak girişiyoruz. Bir süredir yazılarımı hem bu blogdan hem de samanaltı’ndan paylaşıyorum. Daha şimdiden iki yeni yazarımız oldu bile ve öyle sanıyorum ki istikrarla yazmaya devam edersek bilinen ve hatırlanan bir internet sitesi olacak.

 

Hayra Dua Eder Gibi Şerre Dua Etmek

 

Bu periyotta birkaç şeye niyetlendim. Bazıları oldu, bazıları olmadı. Bunlar için samimi bir istek duydum, çabaladım, dua ettim. İnsan hiçbir şekilde neyin hakkında iyi olacağını kestiremiyor. Buna rağmen istediği olmayınca, kaç yaşında olursa olsun, mızmız bir çocuk gibi söyleniyor, hatta oyuncaklarını kırıyor. Birkaç defa ben de “oyuncaklarımı” kırmanın eşiğine gelsem de yetişkin olmanın bir sonucu olarak frene bastım.

 

Tam bu periyotta, kaderin enteresan bir cilvesi olarak İsra Suresi’nin 11. ayetine denk geldim:

 

İnsan, hayra dua ediyormuşçasına şerre de dua eder ve insan, pek acelecidir.

 

Acele etmemek lazım. Hayırlısını beklemek lazım.

 

Düğün Dernek

Ahmet’in kız isteme merasimine katılım gösterdik. Ben bu ikisini gördüğüm günden beri olayın bu noktaya geleceğine neredeyse emindim. Başından sonuna şahit olmak gerçekten insanın içini ısıtan bir tecrübeydi. Sevgi gerçekten büyük bir mucize.

Sevgi ama eşler arasında ama dostlar arasında olsun mucizevi bir fenomen. Bunu hatırlatan güzel bir haftasonuydu. 

 


Yani bir aydır yeni dergimizin kurulumu, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna dair iman tazeleme, bir kız isteme merasimi, biraz sınav ve koşturmaca dışında hayatta her şey bildiğiniz gibiydi. Yeniden, ama burada ama samanaltı’nda, düzenli bir şeyler yazabilmek için sabırsızlanıyorum. Belki dönüp buradaki bazı kısa kesitleri düzgünce baştan yazarım. Şimdilik anısı kalsın diyerekten böyle tutalım

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstikamet, Mümkün ve Hülyalar

Üryanın Elindeki Süzgeç

Zamanın Ruhu ve Saatleri Ayarlamak