Ahlak Üzerine Ahlaksızca

 




“Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar hırsızlığın çeşitlemesidir... Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun.

Kendisine ait olmayan bir şeyi alan insan, bu ister bir can olsun isterse bir dilim nan(ekmek) adiliktir. Çalmaktan daha kötü bir suç yoktur...”

Ben bu satırları okuyalı neredeyse 10 sene geçti. Lise yıllarımda yeni yeni düzenli roman okuma alışkanlığı ediniyorken Halit Hüseyni’nin[1] Uçurtma Avcısı beni kelimenin tam anlamıyla zihnimden vurmuştu. Kitap birçok açıdan bana hitap etse de en unutamadığım kısmı yukarıda verdiğim alıntıydı. Bu alıntı yıllarca bir şekilde benimle oldu ve ne zaman konu ahlaka gelse zihnimde sürekli bu kesit yankılandı. Sahiden çalmak günah mıydı? Daha da ileri götürdüğümüzde tek günah mıydı? Her şeyden önce günah neydi ki?

                10 sene gerçekten uzun bir süre. Bu süre zarfında adalete ve ahlaka dair fikirlerim onlarca kez ters düz oldu. Hayatımın bir fazında, her soyut kavrama duyduğum agnostik tavır adalet, günah ve ahlak gibi kavramlara da bulaştı. Kimi zaman mutlak adalet divanlarına yargıç olup insanları günahkarlıkla suçladım, kimi zamansa her şeyi mübah görüp ahlaklılarla alay ettim. Bu süre zarfında ahlaklılarla da ahlaksızlarla da o kadar sık sürtüştüm ki geldiğim noktada her iki taraftan da kendime bir yâren bulmam bir hayli güçtür. Sevdiğim bir İsmet Özel dizesinde de dediği gibi: “Linç edilmem için artık bütün deliller elde / Nefretini kazandım fahişelerin / Lanet ediyor bana bakireler de…”

                 Bütün bu boğuşmanın ardından ahlaka dair tek farkındalığım şudur: “Ahlak her daim simetriğinde bir güç ögesi barındırır.” Bu dediğimi biraz açmak adına Hüseyni’nin tek günahı olan çalmayı ele alalım. Çalmak kötüdür. Bu muhtemelen bize çocukken ilk öğretilen şeylerden birisidir.[2] İyi de neden kötüdür? Birkaç kolay cevap şöyle verilebilir:

  1. Çalarsanız içinde yaşadığınız komün sizden rahatsız olur ve sizi dışlar. (Evini soyduğunuz komşunuzun size sevgi göstermeyeceğini bilmek Ariflik olmasa gerek)
  2. Çalarsanız polisler gelir ve sizi hapse tıkar.
  3. Çalarsanız Allah sizi cehenneme atar.
  4. Çaldığınız maldan hayır görmezsiniz, acısı bir yerden çıkar.
  5. ….

Bu ve daha nice sebep çalmak günahının önünde durur. Dikkatli bakarsanız çalmak kötüdür önermesine yönelttiğimiz ilk neden sorusu bize nedenler yığmakla beraber başka bir şey daha yaptı. Bize ahlakı meşrulaştıran güç ögelerini öne sürdü. Toplum, devlet, tanrı, karma… Her biri çalmak kötüdür ahlak yasasını bizlere yaslayan simetrideki güç unsurlarından bir tanesi.

Şimdi gelin bir başka vakayı düşünelim. Ülkeniz bir savaşta ve gizli bir görevle gidip düşman cephanelikten mühimmat çalmak zorundasınız. Çalmak fiili bu bağlamda da çalmaktır fakat bu sefer birçoğumuza hiç de ahlaksızca gelmez. Bunun sebebi simetriğindeki güç unsurlarının artık üzerinizde bir baskı yaratmıyor oluşudur. Cephanelikten mühimmat çalarsanız siz artık mahallenin kahramanısınızdır, devlet size savaştan sonra bir şeref nişanı verebilir ve hatta tanrınız sizi ölümden sonra cennetine alabilir! Ne büyük şamata ama!

Benim bir süredir inancım odur ki kimse bana simetriğinde bir güç ögesi olmayan bir ahlaki kural gösteremez. Yani ahlak güçlünün ahlakıdır. Tam da bu yüzden akıl almaz ahlaksızlıklara yalnızca bizden daha güçlü insanlar teşebbüs edebilir. Belirli bir zenginliğe ulaşıp toplum piramidini tırmandığınızda artık alttakilerin sizin hakkınızda ne düşündüğünün bir önemi kalmaz. Ahlakı size dayatan toplum size nazaran zayıflamıştır ve toplumun sizi dışlaması neredeyse tamamen önemsizdir. İşte tam bu aşamada eşinizi aldatmanız, çalışanlarınızın hakkına girmeniz ve daha nice günah mübahtır size. Fakat farkında olmanız gerekir ki hala sizden büyük bir devlet vardır. Bu yüzden kolay kolay kimseyiz öldüremezsiniz ve kimsenin mülkünü gasp edemezsiniz (En azından hükümeti ele geçirene kadar). Tanrıtanımazlık da kişiliğinizin bir parçası ise bu noktada sizin için kural neredeyse kalmamıştır. Eskiler bunu çok güzel ifade eder, birinden bahsederken “Bir de Allah korkusu yoksa vay halimize!” derlerdi. İnsanlar ahlakın güçle olan ilişkisini öyle sanıyorum ki çoktan biliyorlardı zaten.

Bu bakış açısının dışarıda bıraktığı bir şey vardır ki o da vicdan kavramıdır. Vicdan gerçekten açıklaması karmaşık bir fenomendir. İşlediğimiz günahtan sonra içimizi kaplayan o kötü duygunun kaynağı nedir acaba? Anne baba terbiyemiz mi? Yoksa sosyal bir hayvan olmanın genlerimize kodladığı muhteşem bir önlem mekanizması mı bu? İçimizde beliren bu sebepsiz sıkıntıya inanmak istemiyorum. Daha ziyade sıkıntının sebepsiz olduğuna inanmak istemiyorum. Vicdan yetiştirilme biçimimiz veya tabiatın genlerimize kazıdığı bir şey olsun. Günün sonunda ebeveynlerimiz de tabiat da bir güç unsurudur ve ahlaki karar yine bir güç unsurunun dolaylı yansımasından gelmiştir.

Bu bakış açısıyla bakıldığında insanın özüne dair karamsar bir realiteyle karşılaşırız. Çünkü savım, insanın tabiatının kötü olduğunu ve ancak dış etmenlerle bir raya oturduğunu söylüyormuş gibi görünebilir. Fakat benim söylemek istediğim insanın tabiatı üzere kötü olduğu değildir. İyinin de kötünün de güç üzerinden tanımlanan ikincil kurgular olduğudur. İyiye kötüye karar veren gücün bizatihi kendisidir. Bütün bunları bir sonraki denemde daha detaylı ele almak istediğim şeyler. O yüzden şimdilik burada bir ara verelim.

Çalmak tek günah mıdır bilmem, dürüst olmak gerekirse umurumda da olmaz. Benim için önemli olan hangi güce boyun eğdiğimizdir. Çünkü ahlak yalnızca gücün bir tecellisidir.

 

Yasa mı? Kimin için? Neyi berkitir yasa?

İster gözünü oğuştur, istersen tetiği çek

idam mangasındasın içinde yasa varsa.

Girmem, girmedim mangalara

Yer etmedi adalet duygusu

içimde benim

çünkü ben

ömrümce adle boyun eğdim.

 

 

 

 



[1] Evet, kendisinin adını böyle yazmayı uygun görüyorum. (Bknz. Khaled Hosseini)

[2] Keşke size çocukken yaptığım hırsızlıkları anlattığım bir yazı yazıyor olsaydım, beni kişisel olarak tanıyorsanız bir muhabbet arasında çocukken çaldığım şeyleri sorarsanız birkaç komik anım olabilir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstikamet, Mümkün ve Hülyalar

Üryanın Elindeki Süzgeç

Zamanın Ruhu ve Saatleri Ayarlamak