Kayıtlar

Eylül, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dil Mahcubu

Resim
  Bu hafta bir proje için tamamı yabancılardan oluşan bir grupla bir araya geldim. Proje esnasında laf lafı açtı ve ekip arkadaşlarımdan biri beraber çalıştığımız bir ay boyunca genellikle sakin ve nazik olduğumu söyledi. Bu yorum beni biraz şaşırttı çünkü Türkiye’deki arkadaşlarım benimle çalışırken genelde tam tersini söylerlerdi. Genellikle çok konuştuğumu, insanları çok eleştirip onlara çok karıştığımı defalarca kez beraber çalıştığım arkadaşlarımdan duymuşumdur. Bu sefer farklı olan neydi? Kendimle alakalı yakaladığım bir diğer değişiklik ise sosyalleşmeye dair duyduğum isteksizlik. Kendimi bildim bileli her türlü insanla konuşup arkadaşlık kurabilen biriyimdir. Genellikle muhabbet edecek konu bulmakta ya da insanları konuşturmakta hiç sıkıntı yaşamam. Şu son bir ayda ise yaşadıklarım pek bu tarafımı yansıtmıyor. Genel olarak insanlarla sohbet etmekte, yeni bağlar kurmakta zorluk çekiyorum. Bu bir yapamama problemi de değil özünde, yalnızca istemiyorum. Bütün bunlar olup b...

Üryanın Elindeki Süzgeç

Resim
Geçtiğimiz hafta sonu yeni ev için alışverişe çıktım. Özellikle mutfak için birçok araç gereç almam gerekiyordu ve ben de mağaza mağaza dolanıp eve bir şeyler almaya başladım. Borcam, saklama kapları, bıçaklar ve bir de süzgeç.   Eve gelip eşyaları paketlerinden çıkarırken o esnada nedensiz ve muzip bir duygu içimi kapladı. Kendi kendime dedim ki “Benim bir süzgecim var”.                 Yazının başlığına bakınca belki de felsefe yapacağımı düşünmüştünüz. Süzgeç, birçoğunuzun da bildiği üzere akılla eşleştirilmiş bir obje. Siz de bilirsiniz ki günlük hayatta birçok şeyi akıl süzgecimizden geçiririz ya da geçiriyor taklidi yaparız. Oysa bu yazının objesi olan süzgeç öyle soyut bir süzgeç değil, basbayağı makarna süzmek için aldığım fiziksel bir süzgeç.                 İnsan eşya ilişkisi toplum bilimcilerin ve felsefecilerin büyük ...

Yazı Şahittir

  Son dönemde, bilhassa da yazdığım şeyleri paylaşmaya başladıktan sonra, sık sık bunu yazmak ya da bu konuda bir şeyler söylemek benim haddime mi diye düşünmeye başladım. Bu esnada tesadüfen geçtiğimiz ay birkaç dostumla Benjamin Franklin’in biyografisini okuduk ve üzerine sohbet ettik. Bu esnada gördük ki Benjamin Franklin matbaacılık işi ve gazetecilik yapması sebebiyle düzenli olarak eser kaleme alıyormuş. Yazdığı eserler genellikle gündelik hayatın pratik meseleleri kapsamında olsa da hemen hemen her konuya dağılmıştı. Amerika tarihinin (ve dolaylı olarak insanlık tarihinin) en etkili figürlerinden birinin yazmaya verdiği önem ve bu pratiği sürekli yerine getirmesi beni bu bloga en azından haftada bir yazı atma fikrine ikna etti. Ardından, yine güzel bir tesadüf eseri, eski günlüklerimden birini karıştırırken neden günlük tutmam gerektiğine dair, yazığımı unuttuğum bir sayfaya denk geldim. Orada da şöyle yazmışım: “Yazmak zorundayım, çünkü yazı şahittir”   “Sabah şa...

Çalışmak ya da Çalışmamak - Sanırım Bütün Mesele Bu Değil-

Resim
G.H Hardy - 4 saat çalışanların piri        Lise ve üniversite yıllarımda çevremde oldukça sık gördüğüm bir insan tiplemesi vardı: “Çok çalışanlar / boş çalışanlar”. Bu insanlar, kendi iddialarına göre, günde 8-10 saatlere ulaşan tempolarda çalışıyor, kafalarını kitaptan kaldırmıyor, sürekli öğrenip didiniyorlardı. Fakat ne hikmetse bu çalışmaları sonuca yansımıyordu. Çok net hatırlıyorum ki üniversite sınavında sınıfın en başarılısı 8 saat çalışan arkadaşlarım değildi, keza üniversite yıllarımda da genelde en yüksek notu alanlar, en çok proje çıktısı üretenler bu deli çalışkanlar değildi. Bu dediklerimden lütfen çalışmayı yerdiğim algılanmasın. Tam tersine insanın verimli olduğu miktarda çalışarak elinden geleni yapması gerektiğine inanıyorum. Yine de bu çok çalışan boş çalışan modelini yakın bir tarihe kadar bir türlü çözümleyemiyordum. Yüksek lisansın henüz başında olmam beni tekrardan sıkı çalışma kavramı üzerine düşünmeye itince birden geçmiş yıllar ve bütün b...