Yazı Şahittir
Son dönemde, bilhassa da yazdığım şeyleri paylaşmaya başladıktan sonra, sık
sık bunu yazmak ya da bu konuda bir şeyler söylemek benim haddime mi diye
düşünmeye başladım. Bu esnada tesadüfen geçtiğimiz ay birkaç dostumla Benjamin
Franklin’in biyografisini okuduk ve üzerine sohbet ettik. Bu esnada gördük ki
Benjamin Franklin matbaacılık işi ve gazetecilik yapması sebebiyle düzenli
olarak eser kaleme alıyormuş. Yazdığı eserler genellikle gündelik hayatın
pratik meseleleri kapsamında olsa da hemen hemen her konuya dağılmıştı. Amerika
tarihinin (ve dolaylı olarak insanlık tarihinin) en etkili figürlerinden
birinin yazmaya verdiği önem ve bu pratiği sürekli yerine getirmesi beni bu
bloga en azından haftada bir yazı atma fikrine ikna etti.
Ardından, yine güzel bir tesadüf eseri, eski günlüklerimden birini
karıştırırken neden günlük tutmam gerektiğine dair, yazığımı unuttuğum bir
sayfaya denk geldim. Orada da şöyle yazmışım: “Yazmak zorundayım, çünkü yazı
şahittir”
“Sabah şairin üstüne saldırıyor
yaşamaktan bir güneşle kaplanıyor onun kalbi
onun kalbi topraktan sıyrılıyor
aşk dahi sıyrılıyor topraktan
gözlerini tanıyorsunuz: çaylak sürüleri
beyni: aç kuşlardan bir ambar.
Bir kıyısına ilişmiyor dünyanın
Allah'ın ve devletin dibinde insanlar
onu barutla karıştırıyor
ve zerdali çiçekleriyle.”
Hayat her an elinde avucunda ne varsa üzerimize fırlatıyor. Gün boyunca ama ışıktan ama sesten ama tenden
gelen kurşunlarla zihnimiz işgal ediliyor. Bu işgal ve koşturmacada kendimizi korumaya
çalışırken bir üretim tüketim döngüsünde gündüzü gece ediyoruz.
"gece benim ardımda
taşıdım kara gençliğimi dağların damarında
hep döşümde yaratkan, patlayıcı bir kimya
beynimde hep manalı bir uçurum."
İşte o gün bitip gece geldiğinde savaştan ve kargaşadan kopardıklarımız ile
baş başa kalırız. Toz duman yere çöker, dünya sessizleşir ve bir gün daha
eklenir yaşamak karnemize. Böylesi anlarda bastırır gece düşünceleri ve böylesi
anlarda doğar yaşamanın şahitleri.
İnsan hayattan yaşadıklarından dersler çıkarır muhakkak. Fakat yazı bunun ötesindedir.
Yazı bir ders notu değildir, var oluşun bizatihi kendisidir. Bu yüzden dünyanın
altını üstüne getiririz taş tabletler ve duvara kazınmış resimler için.
Yazdılarsa muhakkak var olmuşlardır.
Modern koşturmacanın bizden alamadığı birkaç şey var sanırım. Bunlardan şu
sıralar en sevdiğim gece vakti geldiğinde ışıkları kapatmak, telefonu bırakmak
ve yazmak. Kimi zaman klavye ile kimi
zaman kâğıt ve kalem ile. O kalem ki tanrı da bir defasında yemin etmişti
üzerine.
24 yaşındayım ve hayatımın hatırı sayılır bir kısmını yurtlarda geçirdim.
Tam rakam vermek gerekirse 10 senemi… Böyle komünal yaşamlarda zihnin toz
dumanının yere çökmesine müsaade edecek sakin geceler bulmak bir hayli zordur.
O yüzden bu sıralar sahip olduğum bu 25 metrekarelik sarayımı ne kadar
sevdiğimi size anlatamam. Geceleri ışığı kapatıp yazmanın nasıl bir nimet
olduğunu da.
En başa dönmem gerekirse, insan yazmalı. En çok da üzerine vazife
olmayanları yazmalı, onları kendine vazife edinmeli. Toparlamalı, bağlamalı,
tozunu dumanını silmeli, kafasının içindekileri birer savaş gazisi fikirleri
adeta müzelik eşyaya çevirmeli. Çevirmeli ki onlar şahit olsun yaşadığına.
Velhasıl ben Taha, var oldum, yazı da şahit olsun.
[1] Şiir alıntıları: Yaşamak Umrumdadır - İsmet Özel
Yorumlar
Yorum Gönder