Bilmek ve Anlamak
Bilmek ve anlamak
arasındaki farkın üzerinde yeterince duruyor muyuz? Bu iki sözcüğü arasındaki
farkı dilbilimsel olarak eminim hepimiz biliyoruzdur. Benim sormak istediğim bu
iki sözcük arasındaki farkı sahici bir şekilde anlıyor muyuz?
Bilme eylemi bilginin
zihinde mevcut olup olmamasıyla ilgilidir. Dünya’nın yuvarlak olduğunu, suyun
iki hidrojen bir oksijenden oluştuğunu ya da Cumhuriyet’in 1923’te kurulduğunu
bilirsiniz. Bunlar bilgi paketleri halinde sizlere öğretilmiştir. Haliyle bilgi
zihninizde mevcuttur. Peki bunları anlamış mısınızdır? Ya da bunlar anlaşılacak
şeyler midir? Mesela Cumhuriyet’in 1923’te kurulmasının ya da annenizin evde
olmasının nesi anlaşılacaktır?
Bu sorulara cevap
vermek için anlama sözcüğünü masaya yatıralım. Anlamak bilmenin aksine,
bilginin sadece kendisinin değil komşularının da bilinmesiyle ilgilidir. Suyun
varlığını henüz 2-3 yaşındayken fark edersiniz. Suyun daha küçük su
taneciklerinden oluşması fikri belki 6-7 yaşınızda sizi bulur. Ardından bir
noktada atomları ve molekülleri öğrenirsiniz. Şanslıysanız lisede kovalent bağın
ne olduğunu, üniversitede de kuantum mekaniği dersi alarak kovalent bağın ne olmadığını
öğrenirsiniz. Bütün bu bilgi tanecikleri zihninizde yer ettikçe -tam olarak
hangi anda olduğu bilinmese de- birden anlamak denilen fenomen belirir. Suyun
kimyasal yapısını anlamaya başlarsınız.
Bu tarz fenomenlere yabancı
dilde “emergent” denir. Sözcüğün tam Türkçesini bulamadığım için ben belirgen
demeyi uygun görüyorum. Doğadaki bütün karmaşık fenomenler belirgendir, yani tekil
bir parça için anlamlı bir tanımı olmayan belirli bir sayıda alt parçanın bir
araya gelip etkileşmesiyle kendiliğinden beliren fenomenlerdir. Örneğin kültür
belirgen bir fenomendir. Tek başına bir insanın kültüründen söz etmek mantıklı
bir faaliyet değildir. Diğer taraftan birden fazla insanın bir araya gelip
etkileşmesi neticesinde konuştukları, yaptıkları ve yapmadıklarıya kültür denen
meta kurguyu yaratırlar. Ya da bu meta kurgu belirir. Aynı ilişki bilinç ve
nöronlarımız ya da atomlar ve sıcaklık kavramı arasında da vardır. Bunlar yapı
taşınının birikmesi ve etkileşmesi neticesinde belirirler.
Doğal olarak anlamak
için bilgi paketlerinin zihnimizde olması yetmez. Bunların etkileşmesi de
gerekir. Bu yüzden kitapları ezberlemek
insana anlayış kazandırmaz. Bilgi paketlerinin etkileşmesi, onları kafamızda
farklı yerlere taşıyıp farklı farklı biçimlerde dizmemiz bir noktada sonra
anlama fenomeniyle sonuçlanır.
Anlamanın bu belirgen
tabiatı aynı zamanda anlayışı öğrenilemez fenomen kılar. Bilgiler
öğrenilebilir. Şu dakika size Dünya’nın en uzun otoyolunun nerede olduğunu
bildirebilirim, fakat anlatamam. Çünkü bilmem onu inşa eden insanların gayesini,
inşa etme tarihlerini, geçtiği yerleri… Her bir bilgide biraz daha yaklaşırım anlamaya ve bir noktada şunu derim:
“Dünya’nın en uzun otoyolu şuradadır çünkü…”
Bilgi öğretilir,
anlayış edinilir. Bilgi öğretmenden, kitaptan, komşudan her yerden her an
üzerimize yağar. Anlayış ise şahsidir, anlatmaya çalışmam anlatacağım anlamına
gelmez. İyi bir öğretmensem size bilgi ve anlayabileceğiniz bir çerçeve
sunarım. Anlamak yine sizin şahsi pratiğiniz olur.
Bazı insanlar ise
bilmeden anlarlar. Sanırım hikmet dedikleri kavram buna denk gelir. Dedelerimiz
yoğuşmanın egzotermik bir tepkime olduğunu bilmezler ama dönüp size kar yağsa
da hava ısınsa derler. Burada muhakkak tecrübe yoluyla bilinen bir bilgi vardır
fakat hangi tecrübeden bir mana çıkarılacağını bilmek hikmettir.
Uzun lafın kısası bir
şeyi anlamak için iki pratik çok kıymetlidir: bilmek ve etkileştirmek. Öğretmenlerden
ve kitaplardan öğrenecek çok şeyimiz var fakat anlamak tamamen şahsi bir uğraş.
Anlamak yalnız yapılabilecek münzeviye nasip bir iş.
Yorumlar
Yorum Gönder